beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort

içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

BİR ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİSİ

Dünya, kimine avuç dolusu imkân sunan, kimini ise daha ilk adımda sınava çeken bir imtihan yeridir. Kimi bolluk içinde şikâyet eder, kimi yokluk içinde sessizce sabreder. İnsan bazen düşünmekten yorulur; akıl durur, cevaplar yetersiz kalır.

 

Belki öğrencilik yıllarında çekilen sıkıntılardandır; bir üniversite öğrencisinin mahcubiyetini gördüğümde içim sızlar. Yardım edemesem bile üzülürüm. Çünkü yoksulluk her zaman açlık değildir; çoğu zaman suskunluktur, geri duruştur, görünmemektir.

 

Ben, yardım ederken önce kişinin hayatla kurduğu ilişkiye bakarım. Elindekini hoyratça mı harcıyor, yoksa kıymetini mi biliyor? Gösterişle mi yaşıyor, ihtiyacı kadar mı? Zira fakirlik, tasarrufla beraber bir duruş meselesidir. Hem yoksul olduğunu söyleyip hem de zengin gibi yaşamaya çalışanlara rastladığımda, içim razı olmaz. Çünkü yokluk, israfla yan yana durmaz.

 

Bir üniversite öğrencisi tanıyorum. Belki binlercesinden sadece biri… Ama onun hikâyesi, bu ülkenin sessiz kalan nice hikâyesine benziyor. Dağ köylerinden birinden çıkıp gelmiş. Babasını ve ablasını bir trafik kazasında kaybetmiş. Diğer ablası epilepsi hastası. Abisi asgari ücretle çalışıyor, kendini bile zor geçindiriyor. Annesi ise Anadolu’nun o bildik sessiz kahramanlarından… Eşinin hayatta iken kurduğu hayali yaşatmaya çalışan, kızının üniversiteyi bitirip ayakta durmasını isteyen, ama imkânsızlıklarla boğuşan bir anne.

 

Bu öğrenci, harcamalarında neredeyse mutlak bir tasarruf hâlinde. Arkadaşları dışarı çıkmayı teklif ettiğinde geri çekiliyor. Çarşıya, pazara mecbur kalmadıkça adım atmıyor. Soğuk günlerde botsuz, mantosuz okula gidip geliyor. Dışarıdan bakıldığında yalnızca üşüyor sanılır; oysa asıl üşüyen içidir. Acılarını belli etmez, mahzunluğunu sessizce taşır. Her dokunaklı sözde gözleri dolar ama ağlamaz. İnsan bazen en çok ağlamadığı zamanlarda kırılır.

 

Bir gün hastalanır. Arkadaşları onu acile götürür. Ertesi gün uzman hekime görünmesi söylenir. Ancak “tekrar ücret ödenecek” denildiğinde, sessizce geri çekilir. Arkadaşlarına yük olmamak için tek başına gideceğini söyler. Evden çıkar ama hastaneye gitmez. Marketlerde oyalanır, vakti doldurur, eve geri döner. Cebinde parası yoktur ama onurunu incitecek bir açıklama da yapmaz. İşte fakirliğin en ağır yanı budur: Anlatamamak.

 

İnsanlar aya benzer. Herkesin aydınlıkta kalan bir yüzü vardır; bir de kimsenin görmediği karanlık tarafı. Kimi bolluk içinde daralır, kimi darlık içinde isyana düşmeden sabreder. Belki de asıl zenginlik, bu sabırdadır.

 

Bir zamanlar bir memurun yaptığı küçük bir iyiliğin nasıl berekete dönüştüğünü dinlemiştim. Bir askerin yol parası için uzanan el, misliyle geri dönmüştü. O gün bir kez daha anladım: Sadaka yalnızca verene eksilmez, aksine çoğalır.

 

Bugün binlerce üniversite öğrencisi bu hâlde. Dertleri sessiz, ihtiyaçları görünmez. Oysa onların derdi bize de dert olmalı. Sevinçleri, bizim sevincimiz olmalı.

 

Belki büyük yardımlar yapamayız. Ama bir çay, bir simit… Küçük görünen ama büyük anlam taşıyan iyilikler bırakabiliriz. Yeter ki güven olsun, niyet temiz olsun. Çünkü bazen bir insanın hayata tutunması, bir bardak çayın buharında saklıdır.

 

Ve unutmayalım:

Soğuk, sadece havadan gelmez.

Bazen insanların birbirine sırtını dönmesinden daha çok üşür insan.

 

 

ÖNERİ: Çarşıda, pazarda, çay ocaklarında üniversite öğrencileri için hiç olmazsa hafta sonları gönüllü “Sepette Çay–Simit” uygulaması yapılsa… İmkânı olanlar oraya çay parası bıraksa, iyi olur diye düşünüyorum. Çünkü çok veremesek de bir çay, bir simit parası bırakabiliriz. Yeter ki güven olsun, verilen yerini bulsun. Onun da denetimi basittir. Çorum halkı misafirperverdir.

 

SORUMLULUK

 

Kar yağdı,

Ortalık oldu bembeyaz,

Peşinden geldi kuru ayaz.

 

Sokaklarda aç açık kalanlar var,

Botsuz, montsuz, kabansız olanlar var.

Ne acı; zenginler de bihaber garibin hâlinden,

Gerçek fakir de ahvalini arz edemez çekindiğinden.

 

Böyle geçer, acıların gölgesinde, yalan dünyada zaman,

Yağmurlu havada hiç belli olmaz gülenle ağlayan.

 

Uyan ey duyarsız Müslüman zengin, artık uyan!

Bak, yirmi birinci asırda hâlâ var sokaklarda aç açık yatan.

 

Fatura korkusundan kombisinin ayarını tam açamayan,

Elektrikli battaniyeye sarılıp da yatağından çıkamayan.

 

Elinde imkân varken ayıptır, günahtır uzaktan bakman.

Duy sesimi ne olur, kıyamet kopmadan;

Al gariplerin duasını, soğuklar canını almadan.

YAZARIN DİĞER YAZILARI