beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort

içerik yükleniyor...Yüklenme süresi bağlantı hızınıza bağlıdır!

HOCAM, O HİPERAKTİF ÇOCUK, BAŞKASI OLSUN

20-25 yıl önce merkezde bir anaokuluna deprem eğitimi için gitmiştim. Çocuklarla daha iyi iletişim kurabilmek adına cebime düdük koymuş, anlatacaklarımı oyunlaştırmıştım. Öğretmenin belirlediği çocuklara muhtar, hemşire, polis, itfaiyeci, jandarma, anne-baba gibi görevler verdim. Çocuklar verilen görevleri oyun havası içinde yerine getirdiler.

Pekiştirmek amacıyla bir tatbikat daha yapmak istedim. Bu kez öğretmen yine aynı tür, yani sürekli “ben, ben” diyen çocukları çağırdı. Köşeden gözlerimin içine bakan, adeta lisan-ı hâliyle “Bana da görev ver.” diyen ama parmak kaldıramayan bir çocuk dikkatimi çekti.

“Yavrum, sen de gel.” diye çağırdım.

Öğretmen hemen araya girdi:

“Hocam, o hiperaktif… Ondan olmaz.”

(O an, Osmancık’ın dağ köyünden Çankaya’daki bir okula naklen gittiğim yıllar aklıma geldi.)

“Olsun,” dedim, “ona uygun bir görev veririm.”

Çocuğa:

“Yavrum, geç şu masanın ayağını tut; ama ben düdük çalana kadar bırakma.” dedim.

“Hiperaktif, yerinde durmaz” denilen çocuk, abartısız 8–10 dakika boyunca masanın ayağına sarılıp durdu. Ben de bu sırada tatbikatı yaptım.

Öğretmen arkadaş şaşkınlıkla:

“Hocam, bu çocuk ilk defa bu kadar uzun süre nasıl yerinde durdu, anlamadım.” dedi.

Ben de:

“Öğrenmeyen öğrenci yoktur; yanlış metot vardır.” (J. H. Pestalozzi) dedim.

ÖĞRENCİNİN SÖKÜĞÜNÜ DİKEN ÖĞRETMEN

“Öğretmen ebediyete hükmeden insandır. Tesirinin nerede biteceği asla bilinmez.”
(Henry Adams)

Bu sözün sırrınca, 40–45 yıl önce bir sınıfta yaşanmış ve ders alınabilecek bir olayı paylaşmak istiyorum. Umulur ki, beklenmedik bir yerde farklı bir tesiri ortaya çıkar.

Saadet Hanım, sosyal bilgiler öğretmenidir. İşini en iyi şekilde yapmaya çalışan bir eğitimci olsa da, öğrenci gözüyle biraz aksidir. Dolayısıyla sınıf tarafından pek sevilmez. (Gerçi öğrencilere öğretmen sevdirmek fermana mahsustur.) Okul pansiyonludur; sınıfta yatılı okuyan öğrenciler de vardır.

Bir gün derste Hüseyin’i tahtaya kaldırır. Hüseyin, yatılı okuyan gariban bir köy çocuğudur. Tahtada yan yan durur. Bu durum öğretmenin dikkatini çeker.

“Oğlum, ne yan yan duruyorsun?” diye çıkışır.

Hüseyin yine aynı şekilde durunca, bu kez öğretmen omzuna dokunup “Şöyle doğru dur.” diyecekken fark eder ki Hüseyin’in ceketinin koltuk altı boydan boya sökülmüştür. Bu hâl ortaya çıkınca Hüseyin daha çok utanır.

“Oğlum, niye diktirmedin?” der.

“Öğretmenim, ben yatılı okuyorum. Köye gidemedim.”

“Peki öğretmenlerine niye söylemedin?”

“Utandım, diyemedim öğretmenim.”

Saadet Öğretmen, Hüseyin’e ceketini çıkarttırır. Astarını ters çevirir. Masanın üzerindeki çantasından iğne iplik çıkarır. Hüseyin’in ceketinin söküğünü sınıfta dikmeye başlar ve bir yandan da şöyle der:

“Evladım, sen yatılı okuyorsun; köye her zaman gitme imkânın yok. Bunun için buradaki öğretmenlerinden herhangi birine söyleseydin ya kendisi dikerdi ya evine götürüp hanımına diktirirdi ya da seni bir terziye yönlendirip ücretsiz diktirirdi.”

Bu sırada, her derste gürültü yapan ve öğretmenlerini üzen sınıfta derin bir sessizlik hâkim olur. “Telkinden çok temsil etkilidir” sırrınca, o sınıfın biricik öğretmeni artık Saadet Hoca’dır.

Bununla da kalmaz. “Öğrencisini etkilemeden öğretmeye kalkanlar, soğuk demiri boş yere döverler(Horace Mann) hesabı, sosyal bilgiler dersinde sınıfın başarısı yüzde yüz artar. Başka söze hacet yok… Ancak bana bu olayı anlatan Erol Bey’in, öğretmen adayı olan çocuğuna verdiği şu nasihat çok manidardır:

“Yavrum, bak öğretmen olacaksın. Şunu unutma: Aday, seçime girdiği müddetçe seçmenin oyuna nasıl muhtaçsa; sen de öğretmenlik yaptığın sürece, kazanmak istiyorsan öğrencilerinin ilgisine, sevgisine ve başarısına muhtaçsın. Planını şimdiden buna göre yap…”

 

ÖĞRENCİYİ TANIMAK

Hüseyin, Anadolu’nun bir ilçesinde ilköğretim okuluna devam etmektedir. Sene sonu yaklaşır ve öğretmen, veli toplantısı için tüm öğrenci ailelerine davetiye yazar. Zarfa koyar ve çocuklara:

“Bu zarfı mutlaka babanıza verin.” diye tembih ederek teslim eder.

Hüseyin, zarfı alınca ağlayarak annesine koşar. Çünkü zarfın üzerinde, toplantıya katılması için yıllar önce vefat etmiş olan babasının ismi yazmaktadır…

Ne dersiniz? Belki de iyi öğretmenin yolu, öğrencilerimizin özel durumlarını (öksüz, yetim, parçalanmış aile vb.) tanımaktan geçiyordur…

KEKEME ÖĞRENCİ

Hüseyin çalışkan, tertipli ve düzenli; ancak hafif kekemelik sorunu olan bir öğrencidir. Öğretmen onu tahtaya çıkardığında, konuşurken arkadaşlarının gülmesiyle daha da zorlanır ve çok üzülür.

Bu durumu fark eden öğretmeni bir bahane bulur:

“Hüseyin, sana yarın izin veriyorum. Şu verdiğim ödevi hallet; okula gelme.” der.

Öğretmen için gününü değerli kılan, öğrencilerine ayırdığı zamandır
(A. S. Exupéry) sözünün gereği olarak, ertesi gün sınıfa girince öğretmen şöyle konuşur:

“Çocuklar, hepimiz can taşıyoruz. Biraz sonra başımıza ne geleceğini Allah’tan başka kimse bilmez. Biz de farklı şekillerde engelli olabilirdik. Arkadaşınız tahtaya çıktığında konuşurken tutukluk yaşadığında gülüyorsunuz; bu da onu daha çok zorluyor. Bir daha böyle bir davranış istemiyorum. Soru sorduğumda bileni alkışlayacağız. Hüseyin de tam anlatamasa bile onu da alkışlayalım ki kendine güveni gelsin.”

Sınıf hep birlikte söz verir. Hüseyin tahtaya çıktığında artık kimse gülmez. Günden güne konuşması düzelir. Önceden arkadaşlarından uzak duran Hüseyin, artık tüm sınıfla kaynaşır.

Amerika’da elektrikli sandalyede idam edilecek bir mahkûma son sözünün olup olmadığı sorulur. Mahkûm, çevresindekilere ve gazetecilere baktıktan sonra acı bir ifadeyle şöyle der:

“Eğer çocukluğumda bana böyle ilgi gösterilmiş olsaydı, bugün bu sandalyede olmazdım.”

Hülasa;

Sokaklarda rahatsız olduğumuz, balici, tinerci diye adlandırdığımız; parklarda, köprü altlarında yanlarından geçerken korktuğumuz çocukların ve gençlerin bu hâle gelmesinde, toplum olarak kim bilir hangimizin ne kadar vebali var…

Velhasıl; bakanla gören bir değildir. Gören ve gördüğüyle imkânlar ölçüsünde ilgilenen; sorunlu değil, sorumluluğunun bilincinde bireyler yetiştirebilmek dileğiyle…

YAZARIN DİĞER YAZILARI